29 Nisan 2013

Sihirli Rakam Yedi artı,eksi 2

Evet bu da kenardan köşeden çıkardığım bir ödev, ders sanırsam Tk222. Sanırım bunu ilk kez duyuyorsunuz; ancak günümüzde hemen hepimizin maruz kaldığı bir durumun adını işaret ediyor yedi artı eksi iki kuralı. Örneğin artık yaşamımızın bir vazgeçilmezi haline gelmiş olan avantaj paketlerine genellikle bu kural çerçevesinde sahip oluyoruz.
Telefonda takip etmekte zorlandığım bir avantaj paketini dinliyorum. Aklımda kalan ve anladığım tek sözcük avantaj. Seri olarak konuşan bayanı zorla kesip, “bir dakika, siz benim kredi kartımdan para mı çekeceksiniz?” diye soruyorum. “ Kaan Bey şimdi şöyle açıklayayım ben size, kayıtlarınıza baktığımda, siz bizim…” diye devam ediyor ve ben sorduğum soruyu bile unuttuğumu fark ediyorum ve hala net bir cevap yok. Yaklaşık altı yedi dakikalık bir konuşmadan çok bir boğuşmayı andıran süreden sonra “hayır” diyorum. Ancak sen misin hayır diyen, o zamana kadar hayır diyen ilk kişi benmişim, emin miymişim! Allah Allah acaba bir şey mi kaçırdım deyip tekrar anlamaya çalışarak bir iki soru daha soruyorum ve ancak o zaman emin olarak kesin bir şekilde “hayır, teşekkür ederim, istemiyorum!” demeyi başarabiliyorum. Üstelik de yedi artı eksi iki kuralını bilip, uyanık olmama rağmen.
Anlatmaya çalıştığım şey, bu kuralın bütün insanlar için geçerli olduğu ve her zaman aynı sonucu vermeyi neredeyse garanti ettiğidir. Ben artık bütün dünyada uygulanan bu tür teknikleri satış elemanlarına öğretirken bazen tüketiciye haksızlık yaptığımı düşündüğüm için böyle bir yazı gereksinimi duydum. Bilirseniz seçme özgürlüğünüze yeniden kavuşursunuz, yoksa sunulanı seçmek zorunda kalırsınız ve bunun farkına bile varmazsınız.
Bundan yirmi beş yıl kadar önce George A.Miller adlı bir araştırmacı, “sihirli sayı yedi artı veya eksi iki” başlığı altında yayınladığı bir bilimsel makalede, insanların aynı anda ancak beş ile dokuz arasında sayıda bir bilgi işleme kapasitesine sahip olduklarını ortaya koymuş. Bundan daha fazla bilgi yüklendiğinde insanların hata yaptıklarını saptamış. Bu verilerin daha sonra, insanları uyutmak için hipnotizmacıların kullandıkları tekniklerden biri olduğu da ortaya çıkmış. Eğer bir insana kısa sürede beyninin işleme kapasitesinin üzerinde bir bilgi yüklemesi yaparsanız, o insan trans durumuna girecektir kısa bir süreliğine de olsa. Bu kısa trans süresinde siz onu istediğiniz doğrultuda yönlendirebileceğiniz bir telkinde bulunabilirsiniz.
İşte satış ve pazarlama tekniklerinde sıkça başvurulan yol budur. Örneğin telefondaki satış elemanı size seri bir şekilde bir yığın bilgi verir ve bu her bilgi parçasında tekrar eden bir sözcük kullanır. Örneğin “avantaj” sözcüğü. Sizin aklınızda kalan da bu sözcüktür. Ve onaylıyor musunuz diye sorulduğunda söyleyebileceğiniz tek bir sözcük kalmıştır “evet!”.
Daha sonra acaba doğru mu yaptım diye düşünme gereği duymazsınız. Çünkü zaten hala anlamakta güçlük çektiğiniz, kafanızın karışık olduğu bir durumda olduğunuz için otomatik olarak dikkatinizi başka bir şeye çekerek rahatlama yolunu seçersiniz, yani unutursunuz.
Bu konuşmalardan birini olduğu gibi alıp analiz etmenin etik olmayacağını düşünerek biraz kaba bir kurgu üzerinde size daha somut örnekler vererek yardımcı olmayı düşünüyorum.
Bu tür konuşmalar önce, sizin hiç tartışmadan kabul edeceğiniz somut gerçekliklerle başlar ve bu durum da sizin bir ayrıcalığınız gibi sunulur. Örneğin, “kayıtlarımıza baktığımızda sizin iki yıldır düzenli bir müşterimiz olduğunuz görülüyor” böyle bir başlangıç cümlesi olabilir. Bu cümlede kullanılan “düzenli” sözcüğü size dolaylı bir çağrışım yaparak hazırlayıcı etkide bulunabilir. Ama daha önemlisi bu cümlenin bir gerçeği yansıtıyor olmasıdır. Siz buna bir “evet” dersiniz. Karşıdaki konuşmacı devam eder ve “sizin gibi özel müşterilerimiz için düzenlemiş olduğumuz… avantaj paketiyle…” diye devam edebilir ki siz burada düzenli müşteriden özel müşteriye terfi ettiğinizi anlamazsınız; çünkü bu terfi size son derece doğal gelir. Özel bir müşteri olarak size sunulan avantajların ayrıntıları özellikle arka arkaya hızla sıralanır ve bu arada siz takip etmekte zorlandığınızı hissedersiniz. İşte bu durum yaratıldığında size rahatlatıcı bir seçenek sunulur: “Onaylıyor musunuz?”
Günümüzde genellikle alıcılara başlangıçta, “kendi güvenliğiniz için bu konuşma kaydediliyor” gibi ifadelerin etkisinin, esas amacına ek olarak olumlu bir başlangıç atmosferi yarattığını özellikle belirtmeliyim. Siz kendinizi güvenli ve önemli biri olarak hissedebilirsiniz artık, bu konuşma kaydediliyor ya, hiçbir yanlışa yer yok gördüğünüz gibi.
Bilinçli tüketici az tüketendir gibi bir cümleyle bitirmek istiyorum yazımı, diğer yazılarımı okuyanlar anlamışlardır, gerisini bu konuda sizin ilginiz tamamlayacaktır. Hepinizce avantajlarla dolu bir gün dilerim!

8 Şubat 2013

Zamanın Unutulmuş Naneleri

           Ben her zaman talihsiz bir ülke olduğumuzu söylüyorum geçmişimize bakarak. Ülke yöneticilerinden şikayetciyim, yedikleri nanelerden, cahilliklerinden, göz boyamalarından, halkı kandırmalarından, hak adalet nedir bilmeyişlerinden. Bir deli kuyuya naneler atmış kırk akıllı kurtaramamış. Öyle büyük naneler işte. Hala bu ülke bu nanelerin sıkıntısını çekmekte. Nedir bu naneler aklımda kalanları anlatayım birer birer.
      - Öncelikle nanelerin ilk ve büyük kahramanı olan Mesut Yılmaz'dan gelsin ilk nanemiz: Mesut Yılmaz'ın işci ve memur sevgisi. Zamanın insanı daha iyi bilir ben tanık olmadım o zamana, araştırdığım bilgilerden bu sonucu çıkarmak hiç de zor olmadı. Size de anlatayım da sevginin boyutunu siz düşünün. 1988 yılında sanayi ve imalat reel ücret endeksi 68 imiş. Bu rakam 1991'in son çeyreğinde 162 olmuş. Felaketin boyutunu gördünüz mü? Hala bunun sıkıntısını çekmekteyiz, cari açık. 1991'den günümüze yani 22 yıl, üzerine oturup düşünseniz zor bulursunuz böyle bir felaketi çok ince bir felaket.
     - En sevdiğime gelelim, ikinci nane, eski cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel tarafından hunharca yenilmiştir. Bakınız, Süleyman Demirel'de Mesut Yılmaz kadar olmasada işci ve memur çok sever. O çok sevdiği işci ve memurları erken emekli edip, yerine ülkedeki işsiz insanları getirerek işsizlik oranına "dahiyane" bir çözüm bulmuştur. Nedense Dünya üzerinde ki hiçbir iktisatçının aklına gelmemiştir. Bu da büyük nanelerdendir. Bütçe açığının boyutunu artık siz düşünün. Hala o erken emekli olan sevgili işci ve memurlarımıza emekli maası ödemekteyiz.
    - Düşük faizli krediler ise her tür politikacı tarafından sevilen bir başka nane türümüzdür. İstihdamı artıracağı varsayılarak verilen bu krediler bir çok kez alınmamıştır. Yenilen büyük nanelerdendir.
         Daha birçok naneye küçük araştırmalarla ulaşabilirsiniz. Ben baktım birçoğuna ve özetleyecek olursak; tohumunu Mesut Yılmaz'ın attığı bu naneler(yüksek faizin sebebleri), Süleyman Demirel tarafından bakımı yapılıp verimlilik kazandırılmış ve Çiller ve Ecevit tarafından sulanmıştır. İşte bana talihsiz olduğumuzu düşündüren nanelerimiz de böyleydi.  

Kovun Şu Köpekbalıklarını Ülkemizden

             Bakmayın başlığıma çok gıcığım böyle insanlara, daha ağır sözler hakediyorlar. Yorumculardan bahsediyorum bildiği üç beş bilgiyi makyajlayıp satan insanlardan. Aslında böyle insanların özgüvenlerine hayranım, nerede böyle özgüveni yüksek bir insan görsem bunlar yüzünden şüpheyle bakıyorum, cahil cesaretidir herhalde diyorum. Neyse konudan uzaklaşmayayım evet kendilerini ekonomi yorumcusu olarak satanlardan bahsediyorum. İyi giden ekonomimize en ufak bir kan kokusu aldıklarında köpekbalığı gibi saldıranlardan, insanımızın ve yabancı yatırımcıların aklını karıştırıp piyasadan çekilmesine neden olan insanlardan bahsediyorum. Kendini ispatlamaya çalışma çabaları, felaket şeklindeki tahminleri düşünüyorlar ki eğer yaptığım bu kıyamet senaryosu gerçekleşirse ben buradan yürür giderim, bu ülkenin insanı beni padişah yapar. Aslında doğru düşünüyor. Bizim insanımız hakkında doğru gözlemlere parmak atmış. Biliyor insanımızın ekonomi bitiren gençlerine parlak çocuk gözüyle baktığını kalender meşrep sandığını. Sever insanımız bu tip insanları en kötü ve en güzel haberleri, acı çekmeyi çok severler. Şuan bile bunu görmek için bir akşam oturun bütün haber kanallarını gezin görün nasıl haberlerle karşılaşacaksınız. Her gün ertesi günün aynısı sadece isimler ve mekanlar farklı. Neyse koptum yine, işte bu yorumcular insanımızın zaaflarından yararlanıp piyasa yapmaya çalışıyorlar. Amaçları kendilerini ve politik düşüncelerini öne çıkarmak, ekonomiyle uzaktan yakından alakası yok. Popstar Ajdar ne hissediyorsa bu insanlarda aynını hissediyor. Sadece uygulama şekilleri farklı. Şimdi soruyorum; insanları yanlış yönlendirerek ülke ekonomimizi alt üst eden bu yorumcu bozmalarının dağdaki bir teröristen ne farkı var? İkiside ülkeye zarar veriyor, bence bunlar terörislerden daha tehlikeli. Bir söz var kimin söylediğini tam hatırlamıyorum Gladiator yada Braveheart olabilir. "Asker olmanın en iyi yanı düşmanınızı karşınızda görüyor olmanızdır" diye. Bu adamlar içimizde dolaşıyor ama görünmezler, daha tehlikeli değiller mi?

TASARRUF PARADOKSU

               İktisat alanında tasarruf karmaşıktır. Tüketilmeyen gelirin yani elde para tutmanın tasarrufla alakası yoktur. Bu açıdan tasarruf satın alma gücü arzusuna dayanan mal biriktirme işleminden farklıdır. Mal biriktirme likidite eylemine dayanırken tasarruf herhangi bir yatırım aracında değerlendirilmeye açık halde bulunan parayı temsil eder. Neyse fazla uzatmadan söylemek istediğim konuya geliyorum. Dikkatimi çeken nokta şurası; çoğu insan tasarrufun ekonomiyi iyi anlamda alıp götüreceğini düşünür, ne de olsa onlar harcamaları gereken miktardan daha az harcayarak kendi küçük ekonomisine katkı sağlamaktadır. Tasarruf işine girişir, yemeden içmeden kesilip tasarruf yapmaya kalkarsa işte o noktada sıkıntı başlar. Neyse arkadaşımız devam ediyor tasarrufuna. Bir süre sonra Tasarruf öncelikli tüketim talebini düşürürken, tüketilmeyen ekonomide üretim ve yatırımın da bir işe yaramayacağı düşünülürse ekonomi daralmaya doğru yol alır. Ekonominin sağlıklı işleyebilmesi için tasarrufların ve tüketimin aynı zamanda olması gereklidir.Hal böyle olunca insanların cebindeki paranın değeri düşüyor, eskiden satın aldığı çokomele bügün daha fazla para vererek satın alıyor, belki ihtiyaçlarını bile karşılamayacak duruma geliyor. Şaşırıyor bu duruma oysaki bissürü parası var neden böyle oluyor diye soruyor kendisine ve bildiği bir kaç tane cevabı var. Ülkem kriz altında, Dünya kriz altında, herhalde şurada savaş var o yüzden ekonomi kötüye gidiyor ve paramın değeri düşüyor ve varolan hükümet ekonomiyi yönetemiyor gibi. Neyseki çıkan tv ye çıkan haberlerden ve uzmanlardan etkilenen halk devlete baskı yapıyor ve çok otoriter olmayan ekonomi yöneticilerimiz olaya müdahale ediyor. Halkın yapmadığı yatırımları artırmak için faiz oranlarını neredeyse 0 yakın tutuyor fakat tüketicinin tasarruf alışkanlığını değiştiremiyor. Halkın yapmadığı yatırımı kendisi yapan devlet yakın zamanda ipe gidecek gibi gözüküyor. Oysaki kendisi gibi birçok insan kendine göre tasarruf ediyor ve piyasaya sürülen likidite miktarını azaltıyor. Piyasada dolaşan canlı paramız azalınca da para talebi ortaya çıkıyor ve yatırımcılarımız ve yatırımlarımız giderek azalıyor. Bir de bakmışız ki yabancı yatırımcılar bir bir çekilmişler ülkemizden. İMKB 40 bine düşmüş ve uzun süre çıkmamış buradan. Düzeltememişler bu durumu,,, insanlar damga yemiş. Kimse uğramaz olmuş İMKB'ye. Dışa bağımlı bir ülke haline geliyoruz ve paramızın değeri düşüyor. Eeee soruyorum ben tasarruf yapanlara bunun neresi tasarruf? 
            Haa unutmadan söyleyim nedir bu tasarruf? 
            Tasarruf ekonomiyi canlandıran kısıtlamalardır, önlemlerdir, ileri görüşlülüktür.